Sultan Nevruz Coşkusu

Tahtacılar Derneği ve Alevi Kültür Dernekleri Toroslar Şubesi ile birlikte  düzenlenen Sultan Nevruz kutlama etkinliği  21 Mart 2015 tarihinde Toroslar Cemevi binasında yapıldı. Etkinliğe dernek üyelerimizin ve akrabalarımızın yanı sıra  sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı

Etkinlik saygı duruşuyla başladı. Alevi Kültür Dernekleri Toroslar Şubesi 2. Başkanı Mehmet Şahin açılış konuşmasının ve günün anlam ve önemiyle ilgili bir sunumunun ardından,  sözü Tahtacılar Derneği Başkanı Sami Akgün’e verdi. Akgün konuşmasında Sultan Nevruz’un  atalarımızdan miras kaldığını 21 Mart günü aynı bizim semahlarımızda olduğu gibi dünyamız hem güneşin etrafında hem de kendi etrafında dönmesini sürdürürken gece ve gündüzün eşit hale geldiğini, bir anlamda gece ve gündüzün eşitliğini kutladığımız bu günün kadın erkek eşitliğinden tüm insanların eşitliğine hatta tüm canlıların eşitliğine vesile olmasını diliyorum dedi.

Samimi bir sohbet muhabbet havasında geçen etkinlik Halk müziği sanatçısı Kenan Altıoğlu ve Aysel Fırat ‘ın söylediği  türkülerle ve deyişlerle devam etti. Dernek üyelerinden Aysun Akgün ve Emine Uğur da birer  türküyle onlara eşlik ettiler. Deyişler sırasında kendini tutamayan bazı dernek üyelerimiz samaha durdular.

Daha sonra dernek üyelerinin Sultan Nevruza özel evlerinde yapıp getirdikleri kömbeler ve Dernek mutfağında hazırlanan İrmik helvası Bahri Altınok tarafından hayırlısı verilip duası okunduktan sonra konuklara ve dernek üyelerine ikram edildi. .

Kısa bir aradan sonra Dernek üyelerimizden Mehmet Özcan’ın çaldığı  saz eşliğinde konukların ve dernek üyelerimizin  mengi dönmeleriyle etkinlik devam etti.tahtacılar

Bulgar Bozoğlan Dede Hakkında

Katerina Venedikova Bulgar asıllı Türkolog. Kendisiyle bir konferansta tanıştım. Bulgarların Anadolu’da yaşadıkları dönemle ilgili çalışmalar yapan bir akademisyen. Anadolu’daki Bulgar yerleşimleri ve kültürü hakkında oldukça geniş bir çalışma yapmış. Kendisine Bulgar Bozoğlan’ı biliyor musunuz diye diye sorduğumda “evet, Karamanoğulları zamanında yaşamış Bulgar asıllı dede” dedi. “Bu bilgi hangi kaynakta var” dediğimde “Karamanoğulları’nın yazılı kaynaklarında” olduğunu söyledi. Kendisinin yazdığı bazı kitapları referans olarak gösterdi. Kendisiyle daha sonra email aracılığıyla yazıştık. Kendisinin önerdiği kitapta Bulgar Bozoğlan geçen sayfaları bir arkadaşım Türkçe’ye çevirdi.
Kitapta Bulgar Bozoğlan Dede’nin Karamanoğulları döneminde Ereğli yakınlarında yaşamış bir dede olduğu söyleniyor.
Bu bilginin yazıldığı
kitabın adı: Bilgarite v Mala Aziya ot drevnostta do nashi dni / Kadim zamanlardan günümüze kadar Küçük Asya`da Bulgarlar, Stara Zagora 1998, 490 sayfa, 16 il.
Yazarı: Katerina venedikova
Bu kitap halen Bulgaristan’da kitapçılarda satılıyor. Bir kopyası da bende var. Daha ciddi araştırma yapmak isteyen araştırmacı ve akademisyenler bu kitapta geçen kaynakları bularak daha fazla bilgiye de ulaşabilir. Katerina Venedikova’nın iletişim bilgileri de bende var. Ancak kendisine sormadan paylaşmak istemedim.
Bulgaristan’da yaşayan Türk asıllı bir arkadaşım tarafından çevirisi yapılan sayfalar burada  yayınlamak için biraz fazla. Ancak ilgili birkaç paragrafı buraya koymak istiyorum.
“XII, XIV, XV ve XVI yüzyılda Karaman tarihinde anlatılan Bulgarların yaşadığı yerler ve bölgeler yazılı metinler müsaade ettiği ölçüde tam olarak tespit edilmiş, bu veriler başka kaynaklar ile de karşılaştırılmıştır.
Bütün Karaman Tarihinden belli veriler kullanılmıştır. Tarihin yazarlarından özellikle Yaricani tarihi kişiler, köyler, kaleler, yöreler ve bölgeleri anlatmıştır. Başka kaynaklar da XIII yüzyıl öncesi, XVI ve sonraki yüzyıllar Bulgarlarını anlatmaktadırlar. Tarihi anlatımlara Bulgarların XVIII. yüzyılda Eskişehir, Bursa, Afyonkarahisar, Mihalıççık, Mudanya şehirlerinde ve civar köylerinde yaşamışlardır. Yukarıda sayılan yerler Karaman tarihinde Bulgarların hareket alanlarıdır.
XX yüzyıl türkülerinde Bulgar Dağından bahsedilmeye devam edilmektedir. Dağın en yüksek tepelerinden biri Bulgar Bozoğlan tepesidir. Bu tepede Bulgar Bozoğlan Dedenin türbesi ve mağarası bulunmaktadır. Çocukları olmayan kadınlara erkek çocuk sahibi olmaları için ziyaret ettikleri bir yerdir. Bu tepenin altında Bulgar suyu platosu yer almaktadır.”

Kemal Akgün

Bulgar Bozoğlan Ulusal Basında

Tahtacılar için önemli kutsal ziyaretlerden birisi olan Karaman ili Ayrancı ilçesi sınırlarında yer alan 2700 m yükseklikteki Bulgar Bozoğlan yatırı Aydınlık Gazetesi kültür sayfalarında geniş şekilde yer aldı. Tahtacı kültürünün tanıtılmasında ve yaşatılmasında önemli katkılar sağlayacak olan araştırma Gazeteci Yazar Latif Bolat tarafından yapılmış. Haberi basından takip edememiş dernek üyelerimiz için aynen paylaşmak istedim.
Sami Akgün
Tahtacılar Derneği
Başkanı
Bulgar Bozoğlan
Torosların zirvesinde bir kutsal mekan: Bulgar Bozoğlan
Tahtacı Türkmenleri’nin saygıyla andığı Bulgar Bozoğlan’ın Torosların zirvesindeki kutsal mekanındayız. Her yıl Antalya’dan Adana’ya kadar ziyaret edilen mekan dinamitlerle yerle bir edilmiş
İncecikten bir kar yağar / Tozar Elif Elif diye/ Deli gönül abdal olmuş / Gezer Elif Elif diye” diyerekten, Karacaoğlan diyarının en tepelerine tırmandık. Mersin’in iki saat kadar kuzeyinde, yörük köylerinin artık sona erdiği, sedir ve ladin ormanlarının yerini bodur boylu ardıç ve andızlara bıraktığı yüksekliklerdeyiz. Sağımızda, solumuzda sanki dünyanın ilk oluşum günlerinden kalmış gibi görünen ihtişamlı mağaralar ve yalçın kayalar bizi takip etmekte.
Muhteşem Torosları sadece 3-4 yerinden keserek Konya Ovası’nı Akdeniz’e bağlayan geçitlerden birini yavaşça tırmanmaktayız. Makedonyalı komutan Büyük İskender’in bile bu geçidi bilmediği için, Kilikya kapısı denilen daha doğudaki Gülek Boğazı’ndan geçerek Perslere karşı doğuya doğru yol aldığı söylenir. Geçidimizin adı bile insanda ürküntü yaratmaya yetmekte: Dümbelek Boğazı! Şimdiye dek onlarca kez geçtiğim bu geçide, neden Dümbelek Boğazı dediklerini açıklayacak bir kişiye rastlamadım. Hem yokuşunun dikliği hem de uçurumlarından dolayı insanın kalbini dümbelek gibi çarptırdığı için demiş olmalılar!
Arabamız, sarı tozların içinden, sonsuz dolambaçlarla, sanki sisli bir vadide yol alır gibi ağır ağır tırmanarak, Tırtar Ovası’nı ta aşağılarda bırakıyor. Artık o muhteşem sedir ve katran ormanından eser kalmıyor. Sadece kısa ve tıknaz yapıları ile sanki binlerce yıllıklarmış gibi görünen ardıç ve andız ağaçları kalıyor geride. Andız ve ardıçların bittiği noktada ise, birdenbire çıplak bir ovaya çıkıyoruz. Burası Toros Dağlarının en yükseğindeki ağaçsız bozkırlar. Sadece, mor renkli çiçekleri ile dikenli keven topları ve sapsarı dikilen çiçekleri ile dana kuyrukları göze çarpmakta.
YAYLANIN BEKÇİLERİ: MEZAR TAŞLARI
Kıvrım kıvrım yokuşun bitip düz çıplak ovanın başladığı geçitte, sanki bize “hoşgeldiniz” dercesine yüzlerce mezar taşı! Bu dağın başında kimin mezarları bunlar diye insan merak ediyor. Çünkü çevrede sürekli yaşanan hiçbir köy bulunmamakta. Bunun cevabını, sadece on dakika ötedeki yemyeşil vadilerdeki onlarca yörük çadırı ve otlayan onbinlerce koyun ve keçi veriyor bize. Yüzlerce yıldır, Torosların yörükleri Akdeniz sahilindeki köyleri ile bu Toros yaylaları arasında, deyimin tam anlamıyla mekik dokumaktalar. Yaz gelince, yaklaşık 5-6 ay bu yaylaları yurt edinen yörüklerin hastalarını şehire indirip tedavi etmesi mümkün olmadığı için, öldüklerinde bu mezarlığa gömerlermiş. Mezar taşlarındaki Osmanlıca yazılardan, bu geleneğin yüzlerce yıllık bir geçmişi olduğunu çıkarabiliriz. Bu mezardakiler, bırakın insanın, kurdun kuşun bile 5-6 ay terkettiği bu yükseklikteki ovaların girişinde, birer serhat nöbetçisi gibidirler. Kış ve yaz boyunca, gelenden geçenden hâl hatır sorarlar ve haber isterler arda kalanlarından.
TOROSLAR MI, TİEN ŞAN MI?
Torosların ormanlarını avcunun içi gibi bilen ve Anadolu Selçuklularından beri bu dağların yükünü çeken Tahtacı Türkmenlerinin en aziz şahsiyetlerinden olan Bulgar Bozoğlan’ın ziyaretine gitmekteyiz. Dümbelek Boğazı’ndan sonra en azından bir iki saatlik yolumuz daha olacak. Ama yolun etrafı Anadolu’nun çalışkan yörüklerinin çadırları ve koyun suladıkları yalaklar ile dolu. Eğer Türkiye’nin güneyindeki Toros Dağlarının yüce tepelerinde olduğumuzu bilmesek, kolaylıkla kendimizi Orta Asya’nın bozkırlarında ve Pamir ya da Tienşan Dağlarının yaylalarında hissedeceğiz. Öylesine değişmeyen bir manzara var karşımızda: yuvarlak ve dörtgen siyah çadırlar, koyun ve keçiler için yapılmış ağıllar, bu yükseklikte çok az rastlanan pınarlar. Yüzlerce yıllık yörük geleneğinden tek değişen şey, develer yerine traktörler ve arabalar kullanmaları ve siyah kıl çadırlar yerine mavi naylondan çadırlar kurmaları. Onun ötesinde bu manzarada yüzlerce yıldır bir süreklilik mevcut. Sanki Bilge Kağan bir çadırdan çıkıp bizi selamlayacakmış gibi. Anadolu’yu Türkleştiren Türkmenlerin hayatlarını buradan gözlemeniz mümkün. Tüm yaz ayları boyunca binlerce yörük, kendi obaları etrafındaki otlaklarda onbinlerce koyun ve keçi ile yaşarlar ve Ağustos sonunda Torosların o dayanılmaz soğukları başlayınca, yavaşça Akdenizin kıyılarına doğru inerler. Çocukluğumuzda, bu yolculuklar deve kervanları ile yapılırdı. Bizim gördüklerimiz son deve kervanlarıymış ki, bu bölgede çocuklarımıza gösterecek bir tek örneklik deve bile kalmamış. Şimdilerde kamyonlar gelip iki saat içinde hayvanları sahile ve sıcağa indiriveriyor.
GÖK TANRI’YA EN YAKIN YER
Ve Torosların en yüksek tepelerinden biri olan Bulgar Bozoğlan’dayız! 2700 metrelik bir muhteşem tepenin üzerine yapılmış ıssız yatır, Bozoğlan’ın kutsal yeri. Bulgar Bozoğlan, kimliği çok da açık şekilde bilinmeyen Anadolu’nun erenlerinden birisi. Torosların bu bölümüne Bolkar dağları denmesinden mi Bulgar Bozoğlan denir adına, bilinmez. Bir başka rivayete göre de 1250 senelerinde Karamanoğulları döneminde burada yaşayan Bulgar Türkleri ile ilgilidir Bulgar adı. Daha sonraları birbirlerine karışıp gidiyor Bulgar ve Karamanoğulları Türkleri. Bu dağın etrafında kimler yaşamış derseniz, çok sayıda Yörük aşireti buralarda bulunmuş ve Osmanlı topraklarının bekçiliğini yapmışlar. Bunlar arasında Koyuncu aşireti, Salur aşireti, Kösreli aşireti, Koçaç aşireti, Keşşaflı aşireti, Kemikli aşireti, Sarıibrahim aşireti, Boynu İnceli aşireti, Bahşiş Yörükleri, Beğdik oymağı, Evcili aşireti bulunmaktaydı.
Tahtacı Türkmenleri Bulgar Bozoğlan’a özellikle saygı duyarlar ve Antalya’dan Adana’ya kadar olan bölgeden ziyarete gelirler senenin belirli zamanlarında. Kurbanların kesildiği, adakların adandığı bu zamanlarda insan kendisini Orta Asya bozkırlarındaki bir Türk obasında yapılan Şaman töreninde hisseder. Torosların yüksek tepelerinin en yükseğindeki Bulgar Bozoğlan, sanki Gök Tanrı’ya en yakın bir ermişin yuvası gibi kabul görülür ve saatlerce yürümekten çekinmez ziyaretçiler. Mayıs ayı gelip de Dümbelek Boğazı geçilir hale geldiğinde, yola düşün ve bir ziyarette bulunun Torosların bu en yüksek şahsiyetine. Arkanıza Konya ovasını, önünüze de Akdenizi alıp Torosların en yüksek zirvelerinden, bu dağların ozanı Karacaoğlan’ı gözleri kapalı dinleyin: “Çukurova bayramlığın giyerken / Çıplaklığın üzerinden soyarken/ Şubat ayı kış yelini kovarken / Cennet dense sana yakışır dağlar”
BOZOĞLAN EFSANESİ…
Bulgar Bozoğlan’ın hangi aşiretten olduğu kesin olarak bilinmez. Ama efsanesi şu şekildedir: Yaz ayı bitmiştir artık kışlıklara dönme vaktidir. Herkes dönerken, bir aşiret geç kalır. Kar düşmeye başlar. Aşiret başı çadırını, bütün öteberisini toplar iki gün içinde döneceğini söyler kışlığa hareket eder gider. Ama kışlıktan dönene kadar Bulgar dağlarına iyice kar bastırır. Aşiret başı yoluna devam edip gidemez geri dönüp kışlığına gelir. Ertesi sene Yörükler tekrar yaylalıklarına geri dönmeye başlarlar. Aşiret başı Bulgar Bozoğlan dağının yanına geldiğinde bir de ne görsün? Kendi sürüsü ile birlikte boz tenli çobanı, koyunlarını sapa sağlam yaymakta! Aşiret başı atından aşağıya inmeden “Ulan Bozoğlan sen hâlâ yaşıyor musun koyunlarla beraber” der. Ve bu sözler üzerine çoban ve sürüsü Bulgar Bozoğlan dağının tepesine çekilir, gözden kaybolur. O zamandan bu zamana kadar, burası ziyaret yeri olmuştur. Yörüklerin ve insanlık aleminin kutsal yeridir.
IŞİD ZİHNİYETİ
Saatlerce süren araba yolculuğu ve yürüyüşten sonra nihayet varabildiğimiz kutsal mekanda gördüğümüz manzara bizi dehşete düşürdü: Bulgar Bozoğlan’ın kim olduğunu belirten mermer yazıt paramparça edilmiş. Yatırın tam altı dinamitle patlatılıp kocaman bir delik açılmış. Hemen yanındaki, bu en yüksek tepenin mucizevi su kuyusu da dinamitlerle paramparça edilip suyu kapatılmış. İnsanın aklına hemen 3 saat ilerdeki İŞİD’lilerin bu tür mekanlara, özellikle de Alevi ve Şii kutsal yerlerine yaptıkları saldırı aklımıza geliyor. Değil mi ki bizim kendi içimizde de binlercesi var bu tür zalimlerin. Yüzlerce yıllık Bulgar Bozoğlan mekânını Tahtacı Türkmenlere çok gören ve ortadan kaldıran bu zihniyet, sadece altın arayan hazine avcıları olamaz. Hele de bu kuş uçmaz, kervan hiç geçmez bir yerde!

Latif Bolat

2. Mersin Kültür Festivali’ne Doğru

Mersin Bürokrat ve İşadamları Derneği’nin (MEBİDER) öncülüğünde bu yıl 2.’si düzenlenecek olan Mersin Kültür Festivali’nin ilk hazırlık toplantısı yapıldı. Tahtacılar Derneğimizin de katılımcıları arasında bulunduğu festival bu yıl 11-13 Ekim 2014 tarihleri arasında yapılacak. Festival alanı olarak yine Cumhuriyet Meydanı ve Kültür Merkezi kullanılacak.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen toplantıda konuşan MEBİDER Başkanı Ekrem Sağlam, bir önceki festivalin oldukça başarılı geçtiğini ifade ederek, “Bu başarıda şüphesiz derneklerimiz başta olmak üzere komite üyelerimizin katkısı oldukça fazla. Herkese teşekkür ediyorum. O kadar güzel bir faaliyet gerçekleştirmiş olduk ki hangi mecraya gitsek insanlar kültür festivalinden bahsediyorlar. Bu yılda festival çalışma komitemizi seçtik. Arkadaşlarımız 1 aydan beri çalışıyor. 2. Kültür Festivalinin ilkinden daha güzel olması gerekiyor. Bunu da hep birlikte başaracağımıza inanıyorum” dedi.
Festival Yürütme Kurulu Koordinatörü Aşkın Günay ise Mersin’in de artık bir kültür festivalinin olduğunu kaydederek, “Bu kültür festivali hepimizin birlikteliği ile hepimizin el birliğiyle gerçekten güzel bir şekilde barış, kardeşlik mesajı verdi tüm Türkiye’ye. İnşallah 2.’sini de bu yıl yine 11-12-13 Ekim tarihlerine yapacağız. MEBİDER ile Festival Yürütme Kurulu, birlikte inşallah 2.’sini daha güzel bir şekilde düzenleyeceğiz. Bu yılki festivalin daha çok ses getireceğine inanıyorum. İlkinde çok katılımlı, çok güzel bir festival süresi geçirdik. Geçen sene yaptığımız ufak tefek eksiklikleri bu sene giderip daha güzel renkli bir festival yapmayı planlıyoruz. Festivalde bu yıl çadır fiyatlarında değişiklik yapmayı düşünmüyoruz ancak bazı değişiklikler yapacağız. İlçe derneklerini bu yıl il bazında dikkate alacağız ve bir çadır altında toplamı düşünüyoruz. Yine Mersinliler çadırını da bu yıl daha büyük tutup 13 ilçeyi tek çadır altında toplamayı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Bu yıl yine oyunların, halayların çekileceğini vurgulayan Günay, “Kültür festivalini halk için yapıyoruz. Halkımızla birlikte olmak, halkımızla birlikte paylaşmak, gülmek ve eğlenmek için yapıyoruz. Bu yıl ayrıca çok coşkulu bir kortej yapmayı planlıyoruz. 2. Kültür Festivalinde çok daha farklı anlayışla farklı etkinliklerle halkımızın karşısına çıkmayı planlıyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından 1. Mersin Kültür Festivali’nin tanıtım filmi gösterildi.

Tahtacılar Bulgar Bozoğlan’da Buluştu.

10537025_10203283090897194_7731828798866231828_nTahtacılar Derneği tarafından bu yıl 3.sü düzenlenen Bulgar Bozoğlan etkinlikleri 9 Ağustos 2014 tarihinde Karaman İli Ayrancı ilçesine bağlı 2700 metre yükseklikte Bulgar Bozoğlan tepesinde yapıldı.

Hazırlıklarına bir gün önceden başlanan etkinlik sabah çok erken giden gurubun tüm hazırlıkları tamamlamasıyla birlikte diğer konukların da otobüsler ve özel araçlarıyla gelerek onlara katılmasıyla başladı. Ardından bütün üyelerin ve konukların toplu şekilde Bulgar Bozoğlan yatırını ziyaret etmesiyle devam etti.

Etkinlikte adağı olan olan dernek üyelerimizden Aylin Akgün ve Sevim Oğuz tarafından kesilen kurbanlar kavurma yapılarak konuklara ikram edildi. Ayrıca diğer bazı dernek üyelerimiz şeker, çikolata, lokum, elma, üzüm, erik suyu gibi yanlarında getirdikleri lokmaları ikram ettiler.

Dernek Başkanı Sami Akgün etkinlikte yaptığı konuşmada “Bir yıl aradan sonra tekrar Dümbelek boğazını geçerek, tozu dumana katıp, tozlu yolları katederek 2700 metre yükseklikte Bulgar Bozoğlan’da buluşmanın, yine hep birlikte olmanın huzurunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Yatır ziyaretleri tahtacı kültürünün önemli parçalarından birisidir. Hakkında söylenceler dışında çok fazla yazılı kaynak bulunmamasına rağmen, Tüm hayatı dağlarda geçen tahtacılar olarak en az 150-200 yıldır kutsal bir ziyaret yeri olarak bildiğimiz, kurbanlar kesip dileklerde bulunduğumuz, kaybolmadan günümüze
kadar taşınmasında önemli rol oynadığımız Bulgar Bozoğlan da tahtacı kültürünün önemli bir parçası ve tahtacılar için ortak bir değer haline gelmiştir. Bizler nasıl ki düğünlerimizde
cenaze merasimlerimizde biraraya geliyorsak kültürümüz ve ortak değerlerimiz etrafında da biraraya geliyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki kültürümüz ve ortak değerlerimiz geleceğe taşıyabileceğimiz en değerli hazinemiz ve güvencemiz olacaktır. diye konuştu.

Karaman Ayrancıdan gelen jandarma ekiplerinin huzur ve güven ortamında gerçekleşen etkinlikte Halk müziği sanatçısı Ata İsmail Serbest türkülerden ve deyişlerden oluşan bir müzik ziyafeti sundu. Samah mengi ve halay gösterileri yapıldı. Tüm üyelerin katılımıyla etkinlik coşku içinde devam etti.

Bu yılki etkinliğe çok sayıda dernek üyesinin yanı sıra yakın köylerden misafirler de katıldı. Ayrıca etkinlige Alevi Kültür dernekleri Toroslar Şube Başkanı Hüseyin Değerli, Halk Kültürleri Araştırmacısı Gazeteci yazar Latif Bolat ve Mersinli Gazeteci yazar Süleyman Çelikcan’da katıldı.

Tahtacılar Sultan Nevruz’u Kutladı

sultannevruz1Tahtacılar Derneği tarafından düzenlenen Sultan Nevruz kutlama etkinliği yaklaşık 300 kişinin katılımıyla 21 Mart 2014 Akşamı dernek lokalinde yapıldı. Etkinliğe dernek üyelerimizin ve akrabalarımızın yanısıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı.

Etkinlik Tahtacılar Derneği Başkanı Sami Akgün’ün yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. Akgün konuşmasında farklı kültür inanç ve geleneklere sahip toplulukların ülkemizde yüzyıllardır hep birlikte kardeşçe yaşadıklarını ve bundan böylede kardeşçe yaşamaya devam edeceklerini belirttikten sonra, ulusumuzu meydana getiren ve bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak toplam kültürümüzün zenginleşmesini sağlayan bu topluluklardan birisinin de tahtacılar olduğunu söyledi.
Tahtacıların orman işçiliği yaparak geçimlerini sağladıklarını cumhuriyetimizin ilanıyla birlikte dağ başlarında köyler kurarak yerleşmeye başladıklarını, okuma yazma oranlarının artmasıyla da diğer mesleklere de yöneldiklerini söyledi. Akgün ayrıca tahtacıların daha çok dağlık ve ormanlık bölgelerde kapalı bir toplum olarak yaşamış olmalarının sonucunda bir çok kültürel ve geleneksel özelliklerini günümüze kadar taşıdıklarını Sultan Nevruzun da tahtacıların önemli geleneklerinden birisi olduğunu söyledi.

Daha sonra dernek üyelerinin Sultan Nevruza özel evlerinde yapıp getirdikleri kömbeler Tahtacı Dedesi Hüseyin Haklı tarafından hayırlısı verilip duası okunduktan sonra konuklara ve dernek üyelerine ikram edildi. Dedemiz konuşmasında bu günü çok eskiden beri kutladığımızı, yapılan bu Sultan Nevruz kömbelerinin ve çöreklerinin kurban sayılacağını söyledi.

Kısa bir aradan sonra araştırmacı gazececi yazar Latif bolat tarafından Sultan Nevruz konulu bir konferans verildi. Latif Bolat sazıyla dünyanın değişik yerlerinden derlediği bektaşi nefeslerinden örnekler de sundu. Latif Bolat konuşmasında Birleşmiş Milletler tarafından 21 Mart’ın uluslararası bayram olarak kabul edildiğini, Nevruz Bayramının ne bir etnik guruba ne de başka bir guruba ait olduğunu tüm insanlığa ait, geçmişi bırakıp geleceğe yönelmenin, pozitifliği, iyimserliği, güzelliği ifade eden bir bayram olduğunu belirtti. Latif Bolat’ın sunumu ilgiyle izlendi.

Ardından Mersinli Ozan Cemal Kayhan ve Oğlu tarafından türküler ve deyişlerden oluşan bir müzik ziyafeti verildi. Konser konuklar ve dernek üyeleri tarafından put gibi izlendi. Cemal Kayhan ve Oğlu tüm seyircileri adeta büyüledi. Konserin ardından Tahtacılar Derneğinin Mengi ekibi gösteri yaptı. Sonrasında tüm konukların mengiye katılmasıyla birlikte etkinlik devam etti.

Taşeli’nde Tahtacılar

taseli2Erdemli,  Silifke, Mut, Gülnar, Anamur, Ermenek eski Taşeli olarak ta bilinen eski içel ilinin ilçesidir. Taseli bölgesi çok eski bir yerleşim bölgesi olmasına karşılık  sonradan bölgeye gelen konar-göçerlerin katkısıyla zengin bir kültürün geliştiği bir yöredir.
Taşeli bölgesine 1830’larda çeşitli gruplar zorunlu iskanla yerleştirilmiş. Bu gruplar içinde Tahtacılar da vardır.  O dönemde bu yöredeki ormanlar Hacı Paşa’ların tekelinde. Ormanların çalışacak insanlara yani çalışacak Tahtacılara ihtiyacı var. Öncelikle Alanya ve Antalya taraflarındaki Tahtacılar buralara çalışmaya gelmişler. Zaman içinde su kenarların kendilerine yurt tutmuşlar. Okumaya devam et